SONUNDA BİR MAYMUNU BAŞIMIZA BELA EDECEKSİNİZ…

SELİM KABARTAY

Önce, Euronews’ta karşılaştığım haberin kısa girişini aktarayım:

“ABD ve Çin’den bilim insanlarının üç hafta hayatta kalan bir insan-maymun embriyosu üretmeleri etik tartışmalarına yol açtı.

Çalışmayı yürüten ekip, bulguların organ nakli ve kansere yönelik tedavilerde kullanabileceğini savunurken; onlara karşı çıkan bilim insanları, elde edilen yeni türün “insan bilincine” sahip olmasının sorunları beraberinde getireceğini savunuyor.

Bilim insanı ekibi insan kök hücrelerini, memelilerde embriyonik gelişimin erken bir yapısı olan maymun blastositlerine enjekte etti. Baş araştırmacı Juan Carlos Izpisua Belmonte ve ekibi daha sonra iki farklı genetik materyalden oluşan bazı embriyoları 20 güne kadar canlı tutmayı başardı. Bunun gibi “karışık” bir organizma, kimerik veya türler arası kimera olarak da biliniyor. Genetik kimera veya kimerizm, farklı türlerden alınan hücrelerden oluşan ve iki DNA seti içeren tek bir organizmaya deniliyor.”

İşi özü kısaca şu: Maymun ve insan DNA’larını bir embriyoda birleştiriyorsun, o embriyoyu laboratuvar ortamında yaşatıyor, hatta suni rahimde geliştirip bir tür “dünyaya gelmesine” neden oluyorsun, bu dıştan bakıldığında bir deney maymunu gibi görünüyor, ama, aynı zamanda insani kimlik de taşıyor. Bırakın maymunu, yine genetik biliminin insana en yakın bulduğu bir başka canlı, domuzlar üzerinde de aynı deneyler sürüyor?

Sorun bana niye diye…

Elcevap: Dünyada organ bekleyen yüzbinlerce paralı-pullu hasta var, bunların çoğunun son kullanım tarihi geçmiş, mesela David Rockefeller denen adam, bir sürü organ nakli ile 102 yaşına kadar yaşadı ama organlarını bedenine çaldığı o çocukların (bu işlerin mafyası var biliyorsunuz) ahı umarım onu ebedi alemde kovalıyordur, yaştalar…

Sadece Amerika’da organ bekleyen zengin hasta sayısı 166 bin… Bu işi ticaret döken ülkeler var, Çin Halk Cumhuriyeti başta geliyor. Uygur Türklerine karşı başlatılan soykırım kampanyasından sonra nedense, bu ülkede bir sürü yeni organ nakli kliniği açıldı, iddia o ki, şu veya bu şekilde idam edilenlerin, bu arada Uygur Türkleri’nin de organları o kliniklerde pazarlanıyor…

Mülteci kampları, devlet otoritesinin olmadığı iç savaş bölgeleri, buralarda organ mafyasının ana çalışma alanları, topladıkları organları zengin yaşlılar iki yıl daha yaşasın diye pazarlıyorlar…

Anladığımız kadarıyla bilim adamları da bu işe daha net bir çözüm bulma telaşında, maymunu, domuzu insanlaştırarak nakil sırasında insan bedenine uyumlu hayvan bedeni kaynaklı organlar üretmenin telaşını yaşıyor.

Oxford Üniversitesi Uehiro Pratik Etik Merkezi Direktörü Julian Savulescu, Science Media Center’a yaptığı açıklamada ise bu tür araştırmalar ile bakın neler diyor: : “Temel etik soru,bu kimeralar ne tür yaratıklar olacak? Ne ölçüde düşünebilir ve hissedebilirler? Onlardan nakil amacıyla yetiştirilen organların alınması kabul edilebilir mi? Bu yeni yaratıkların ahlaki durumu ne? Canlı doğan kimeralar üzerinde herhangi bir deney yapılmadan veya organlarının çıkarılmasından önce, zihinsel kapasitelerinin ve yaşamlarının uygun şekilde değerlendirilmesi çok önemli”

Oslo Üniversitesi’nde pratik felsefe doçenti Anna Smajdor da, “Bu araştırmanın arkasındaki bilim adamları, bu kimerik embriyoların yeni fırsatlar sunduğunu çünkü ‘insanlarda belirli deney türlerini yapamıyoruz’ diyor. Ancak bu embriyoların insan olup olmadığı sorgulanabilir.” ifadelerini kullanıyor.

Yani anlayacağınız bugün kimera diye adlandırdığımız bu embriyolar bir gün hayata gelirse, beyin fonksiyonlarının insan gibi işlediği maymun veya domuzlar olmayacağına ilişkin hiç bir garanti yok…

Bedeni şempanze, beyin Albert Einstein!.. Artık gerisini siz düşünün…

Maymunlar Gezegeni - Planet Of The Apes

Orjinal adı Planet of Apes’tir, Türkçe’ye Maymunlar Cehennemi olarak çevrildi, bir Amerikan film sanayi fantezisi… İlk film 1968’de beyazperdeye yansıdı sonra çok tutunca, yanlış hatırlamıyorsam, 1973 veya 1974’e kadar dört tane daha çevrildi, sonra Hollywood 2011-2017 arasında bu filmleri yeni teknolojilerle yeniledi…

Neyse…

Filmin ana konusu insan kadar zeki maymunların, insanları bu gezgenden söküp atmalarına dayanır…

Eğer bu dünyanın durumu böyle, çalışmalar da aynı sürerse başımıza gelecek bellidir…

1970’lerdeki filmlerden birini adı, Maymunlar Cehennemi’nden Kaçıştı… Artık kendi ürettiğimiz canavarlardan kaçacak halimiz kalır mı bilemem…

Bence doğayı, yaratılışı adına ne derseniz deyin çok zorluyoruz…

Bilimsel hırslar ile para kazanma hırsının birleştiği yerden bela çıkmaması mümkün değildir…

İngiliz yazar Mary Shelley 1818’te yazdığı bugün de en çok okunan kitaplar arasında yer alan eserin adı Frankenstein’di… 19’ncu yüzyılda teşhis edilmiş bir büyük riskin üzerinde hala tepinip duruyoruz…