“NATO”CU POLİTİKA İLE “TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE” HAYALDİR!..

Ardan ZENTÜRK

14.Haziran.2021 günü Brüksel’de gerçekleşen Erdoğan-Biden görüşmesinde, Amerikan Başkanı’nın –sözde- Ermeni soykırımı açıklamasının gündeme gelmemiş olması tartışıldı, ama kamuoyu, bu tartışmanın sonunda tatmin edici bir sonuca ulaşamadı.

Benzer durum, PKK-ABD askeri ittifakı ile bağlantılı olarak ortada duruyor.

Zirve sonrasında her iki siyasetçi, geleceğe dönük olumlu işaretler vermiş olsalar bile, ABD’nin, Suriye’de, PKK/YPG unsurları ile askeri ittifakından geri adım attığına ilişkin bir haber gelmedi. Aksine, bölge kaynakları, Amerikan eğit-donat programı çerçevesinde şu anda 65 bin personele ulaşmış olan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG=PKK) önümüzdeki dört yıllık plan çerçevesinde 130 bine çıkarılmasının hedeflendiği yönünde bilgi akışı var.

Ortadoğu coğrafyasından Patriot hava sistemleri başta, önemli miktarda askeri personel ve ekipman çekmeyi planlayan Amerika, bir tek, Suriye’deki müttefiki PKK’ya sistemli bir şekilde yığınağını sürdürüyor. PKK’nın elinde artık gelişmiş hava savunma sistemleri, “düşman gücü” (burada Türkiye) takip imkanına sahip İHA unsurları, zırhlı birlikler ve ağır topçu sistemleri bulunuyor.

Sınırın öte yakasında ABD tarafından yapılandırılan bu güç, çok akın bir zaman diliminde, İsrail ordusu ile entegre edilmiş, BAE’nin de mali/askeri ekipman desteğini sağlamış bir yapıya kavuşacak.

Bu tür güçlere karşı yürütülecek geniş kapsamlı askeri harekatların personel yapılanmasının bir teröriste karşı 4 asker olduğu düşünülürse, Türkiye’nin Suriye topraklarında yerleşmiş ve devletleşen PKK’yı yarın halletmek istese, sınıra 260 bin askeri sürmesi gerektiğini düşünmek bile ürpertici…

Amerikan yönetimi, yarın, Irak’ın kuzeyindeki anayasal meşruiyet taşıyan Kürt yönetimini de kapsayacak ve haliyle yayılma eğilimi yüksek, esasen “2’nci İsrail” olarak adlandırılabilecek bir devlet yapılanmasını sistemli olarak sürdürmektedir.

Zirve sonrasında yapılan “sorunların çözümüne ilişkin kanaat edinildiği” yönündeki açıklamaları bu açıdan anlamak zor görünüyor.

AFGANİSTAN VE UKRAYNA İÇİN UYARDIM…

Türkiye’nin yeni Amerikan yönetimi ve NATO ile ilişkilerini yeniden tazelemek ve ısındırmak için Ukrayna’daki yönetimle askeri işbirliğini geliştirmesi, bu arada, bütün imparatorluklara mezar olmuş Afganistan’da da ABD ile anlaşmalı biçimde Kabil Havalimanı macerasına girmesini eleştirdim. İlgili youtube yorumlarım ortadadır.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un son açıklamasında, “Türkiye ile Ukrayna ile geliştirdiği askeri işbirliğinin boyutlarını görüşeceğimiz bir toplantımız olacak” demesi, bu konudaki kaygılarımızın geçerli olduğunu gösterdi.

TÜRKİYE BİR KARAR VERMEK ZORUNDA: MİLLİ İMKANLARLA GELİŞTİRİLEN SAVUNMA SANAYİNİN ÜRÜNLERİ, SAVAŞ BÖLGELERİNE SATILACAK MI, SATILMAYACAK MI?

Bir ülkenin savunma sanayi ürünlerinin salt savunma amaçlı, “sakin-savaşı olmayan” coğrafyalara satılmasıyla, doğrudan savaşın içindeki coğrafyalara aktarılması arasında büyük bir fark vardır.

Biri, savunma sanayi alanında sizi “sakin ve değerli  güç” yapar, diğeri, temelde sizinle bir ilişkisi olmayan bir savaşın parçası haline gelmenize neden olur.

Ukrayna ile geliştirilen savunma sanayi işbirliği, ikinci maddenin riskini taşımaktadır, Ukrayna-Rusya savaşıyla Türkiye’nin bir ilişkisi yoktur, iki Slav ve Ortadoks millet birbiriyle savaşmaktadır ve böyle bir savaşa silah kapasitemiz üzerinde dahil olmamız ne ölçüde doğrudur, tartışılması gerekir.

Eğer bütün mesele, “Rusya’ya karşı Batı değerleri doğrultusunda aktif ülke, Türkiye” görüntüsü oluşturmaksa, bunu zaten, tamamı yüksek ihtimal Amerikalı diplomatlar tarafından kaleme alınmış son NATO Ortak Bildirisi’ne imza atarak gösterdik…

O ortak bildiriyle Türkiye, Rusya’yı kalıcı tehdit, Çin’i de sistemsel düşman olarak kabul etmiştir.

NATO’CU POLİTİKALAR TÜRKİYE’YE DARBEDİR…

Türkiye’nin NATO’cu politikaları önceleyen tercihler içinde olması MİLLİ BEKA açısından vahim sonuçlar doğuracak bir tercihtir.

Bu politikanın devamı, “Çok yalnız kaldık, Mısır’la birlikte İsrail ile de masaya oturalım”a kadar gidecek, Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki emperyalist/Siyonist dayatmalara bariyerleri düşürecek kimlik taşımaktadır.

Amerikan yönetimi ile PKK ile yaptığı ve devam ettirdiği ittifakın hesaplaşması yapılmadan yürünebilecek yeni bir yol yoktur.

Benzer şekilde, FETÖ’yü koruyup kollayan devletler ile, ki bunlar bizim NATO müttefiklerimizdir, geleceğe dönük umut işaretleri algılanan görüşmeler yapmanın da gereği bulunmamaktadır.

NATO’cu tercih, 15 Temmuz 2016 gecesi yarım kalmış her şeyin gerçekleşmesine kapı aralamaktır, uyarayım…