DARBECİYE MEŞRUİYET, TÜRKİYE’NİN BACAĞINA KURŞUNDUR…

Ardan ZENTÜRK

Batı, iki yüzlüdür. Çünkü, “demokrasi” kavramını, “seçkin ve zengin bir coğrafyanın” içine sıkıştırmaya çalışıyor.

Trans-Atlantik ittifakın iki kıyısında, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nde demokrasi vaz geçilmezdir, Büyük Britanya’nın devamcıları, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda için de… 2’nci Dünya Savaşı sonrasında yalnız toprakları ve parası değil, Almanya gibi, tüm tarihi ve kültürüyle teslim alınmış Japonya’da da demokrasi olabilir…

Bu arada, İngiliz terbiyesi almış Hindistan’ı, Afrika’daki “iyi çocuk” Güney Afrika’yı, Asya’daki “güçlü nöbetçi” Güney Kore’yi de bir kenara yazmak gerekir…

Gerisi, “demokratik olmasa da olur…”

Hatırlayın: 15 Temmuz 2016 gecesi, ülkenin vatansever askerleri karargahlarda, milletin uyanık kesimi sokaklarda Amerikan emperyalizminin 1 Dolar’lık askerlerine direniyorlarken, ne diyordu anlı-şanlı batılı strateji uzmanları? “Bu darbe, Türkiye’ye demokrasiyi getirecek!..” İsim listesi vermeyeyim, liste uzun, Amerika’nın ve Avrupa’nın önde gelen tüm TV kanallarını bir anda dolduran ne kadar “stratej”(!) varsa, hepsi, “darbeyi demokratik bir müdahale” olarak görmüştü.

Böyledir. “Demokrasinin banliyösü” kabul ettikleri bir ülkede kontrol edemedikleri bir siyasi iradeyle karşılaştıklarında “darbe bir anda demokratik çözüm” olur!..

MISIR TÜRKİYE İÇİN ÖZEL ÖRNEKTİR…

Mısır′dan Erdoğan′ın Mursi′nin ölümüne ilişkin açıklamalarına tepki |  Güncel | DW | 20.06.2019

Muhammed Mursi’yi sevmediler. Tarihi boyunca diktatörler tarafından yönetilmiş Mısır’a, “halkın iradesini” taşıdığı için…

O iradenin içinde, Türkiye ve İran gibi ülkelerle eşit zeminli ilişki kurma, 100 milyonluk ülkenin kaynaklarını emperyalist mahfellerle işbirliği içinde sömüren oligarşik vesayetin ortadan kaldırılması, fakir ama onurlu Müslüman halka daha azla özgürlük vardı, darbeyle yok ettiler.

Darbeciyi hepsi çok sevdi, Avrupa ziyaretlerinde ayaklarının altına kırmızı halılar serdiler, içecek temiz su, yiyecek doğru-dürüst ekmek bulamayan bir milletin bütçesinden alacakları milyar Dolar’lık ihalelere, silah satışlarına odaklandılar.

Siyaset bilimi bu konuda nettir: DİKTATÖRLÜKLER İÇTE İSTİBDAT, DIŞTA TESLİMİYET VE TAVİZ DEMEKTİR…

1980’de hiçbir sivil Türk hükümetinin yapamayacağını yapıp Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesine izin veren darbeci Kenan Evren ile Mısır’ın bugünkü Abdülfettah el-Sisi’ni birleştiren bu yapıdır.

DARBECİYE MEŞRUİYET, TEHLİKELİ BİR SÜREÇTİR…

Mısır darbesi ve Türkiye'deki darbe girişiminin kısa mukayesesi

3.Temmuz.2013 (Mısır darbesi) 15.Temmuz.2016’nın habercisidir. Her ikisinin de arkasında aynı güçler vardır: ABD, Avrupa, İsrail, BAE, Suudi Arabistan…

Emperyal strateji önce Mısır’ı, sonra da Türkiye’yi teslim alarak İsrail’e Doğu Akdeniz-Basra Körfezi stratejik hattında kalıcı hakimiyet sağlamayı hedefledi, bu stratejinin sınırımıza yansıyan yüzünde PKK’ya devlet kurdurmak da vardı.

TSK’nın vatansever kadroları ile milletin uyanık kesimi bu stratejinin, kelimenin tam anlamıyla canına okudu…

Ama, emperyalistin manevrası bitti mi, hayır, bakın bugün, Türkiye’yi, Kahire’de o masaya oturmaya ve kanlı bir diktatörlük rejimine meşruiyet kazandırmaya nasıl zorluyor…

TÜRKİYE BİR GERÇEĞİ İYİ BİLMEK ZORUNDA: OTADOĞU’DA İKİ DİKTATÖRÜN, KÜRESEL GÜÇLERİN KUCAĞINA OTURARAK, MEMLEKETLERİNİ ONA BUNA PEŞKEŞ ÇEKEREK SAĞLAYACAKLARI MEŞRUİYET, TÜRKİYE AÇISINDAN BÜYÜK BİR TEHDİTTİR…

Batı’nın Ortadoğu’da anti-demokratik/darbeci/oligarşik vesayet unsurlarını güçlendiren, en azından Beşar Esed örneğinde olduğu ülkelerinin başında bostan korkuluğu gibi tutan politikalarının esas hedeflerinden biri de Türk demokrasisidir.

“MISIR-SURİYE İLE UZLAŞALIM”, YENİ DARBENİN POSTAL SESİDİR…

Süreç, Türkiye’nin Dışişleri heyetini Kahire’ye yönlendiren “kurulu fikir iradesinin” bir sonraki adımının “Suriye’deki Beşar Esed ile masaya oturup, PKK ile mücadeleyi birlikte yapalıma” yöneleceğini işaret ediyor.

Kendi milletine yaptıkları ortada, ayrıca, PKK ile sürekli temas halini sürdüren bir rejimin, üstelik, Rusya’dan bağımsız karar alamayacağını da bilerek bu tür bir düşünceye yönelmek İHANETTİR…

Beşar hür irade sahibi bir devlet yöneticisi değildir, bu tür bir uzlaşma manevrası ise önce, siyasi olarak  Recep Tayyip Erdoğan’ın sonu, devamı da Türkiye’ye dönük anti-demokratik planların hayata geçirilmesidir.

Demokrasi hassasiyetini dış politika stratejisinin merkezinden çıkarmış ve halklarına karşı kolay mermi sıkan rejimler ile masaya oturan bir Türkiye’nin kendi bünyesindeki anti-demokratik ataklar ile nasıl baş edeceği, emperyalizmin bu topraklarda yeniden saldırının temellerini kuracağı ayrı bir soru işaretidir.

BATI’NIN TÜRKİYE PLANI BELLİDİR…

Batı, demokratik bir Türkiye istemiyor. Bakmayın iki de bir ortaya çıkıp Türkiye’ye demokrasi dersi verme sevdalarını.

Bildikleri gerçek şudur: Bu ülkede millet iradesine sırtını dayamış bir yönetimin başında kim olursa olsun, ülkeyi, Soğuk Savaş yıllarında şekillendirdikleri oligarşik-vesayet sisteminde olduğu gibi kontrol etmeleri artık imkansızdır.

Ya, ülke içinde demokrasiyi rafa kaldırmasına seyirci kaldıkları “otokratik rejimin” kuruluşuna ve bu tür bir rejimin kendilerine sürekli taviz vermesine dayanacaklar, ya da er-geç yeni bir müdahalenin zeminini oluşturmak için çalışmalarını tırmandıracaklar.

Türkiye’nin küresel güçlerin “müdahaleci” kimliğine karşı yapacağı iki reform var: Hukuk reformu ve demokratikleşme programı…

Şeffaf ekonomi yönetimi, gerçek anlamıyla bağımsız hukuk, fikir/basın özgürlüğünü ana zemin kabul etmiş geniş katılımcı demokratik düzen…

Türkiye, emperyalizmin kuşatma ve saldırılarını içine kapanarak ve giderek tek sesli hale gelerek değil, aksine, siyasetin bütün renklerini ve özgürlükleri kucaklayarak alt edebilir…

Aksi, herkes için büyük bir risktir…