Amerika “Kuvayı Milliye”yi neden sevmez?..

Ardan ZENTÜRK

Eğer, 2020 Yüksek Askeri Şurası’nda 624 albayın tek imzayla emekli edilmesinin perde arkasında, Ocak 2020’de yayınlanan ve kamuoyunda da hayli tartışılan RAND Raporu’nda yer alan “orta kademe subaylar rahatsız” ifadesinin payı varsa, yazık olmuştur.

(Saadet Partisi Milletvekili Abdulkadir Karaduman ve dönemin CHP Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın cevaplandırması istemiyle TBMM Başkanlığı’na sundukları soru önergesinin konusu 2020 YAŞ kararlarıyla 600 den fazla albayın emekli edilmesiyle ilgiliydi.Önergelerinde bir de endişeye yer veriyorlardı: “Önceki yıllarda emekliye sevk edilen albay sayısının beş katından fazlası emekli edildi. Bu, hayatın normal akışına aykırı. Emekliye sevk edilenler, tugay komutanlığı, tugay komutan yardımcılığı, kurmay başkanı, Özel Kuvvetler mensubu pilot ve Harekat Başkanlığı gibi kritik görevlerde bulunuyordu.” Milletvekilleri, “TSK tarafından mümtaz görülen bu personelin, süreleri dolmamasına rağmen emekli edilmeleri YAŞ kriterleri ve TSK kriterleriyle örtüşmüyor” yorumunu yaptılar.)

Rand raporu'nun arkasında kimler var? - Ali Çınar

O cümle tam olarak şöyleydi: Orta kademe subaylarda bir rahatsızlık var. FETÖ soruşturmaları kendilerine uzanır diye korkuyorlar. Orta vadede darbe olabilir.

Bu yaklaşım o zaman, TV’lerde bitmek bilmeyen tartışma programlarında “yeni darbe tartışmasına”, köşe yazılarında  ise Amerika’nın aba altında sopa gösterdiği yorumlarına yol açtı. Devamında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesindeki kripto unsurlar ile mücadelede çok hassas ve doğru bir yöntem olan, kamuoyunda FETÖMETRE olarak adlandırılan sistemin kurucusu Cihat Yaycı’nın istifaya zorlandığını gördük.

FETÖMETRE uygulaması bugün anılardan ibaret, memleketin vatansever savcılarının ısrarla sürdürdüğü ANKESÖR soruşturmaları olmasa, hangi kriptoya nasıl ulaşılacak, belli değil.

Aynı YAŞ’ta, 15 Temmuz 2016 gecesi vatan hainlerinin kendilerini alıkoymasına izin vermemiş ve ihanete karargahlardaki direnişin fitilini ateşleyip TSK’nın onurunu korumuş Zekai Aksakallı ve Metin Temel emekli edilirken, FETÖ’cü kimliği soruşturmalara konu olmuş, ama nedense bir güç tarafından da kollanmış bir albay Serdar Atasoy, hem tuğgeneralliğe terfi ettirilip hem de doğrudan Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı’na atanıyordu.

(Tarihi bir anekdottur, öyle derler, Napolyon Waterloo Savaşı’nı kaybetmiş, kurmaylarını toplamış, herkes çok üzgün, komutan öfkeli, “Söyleyin bana” demiş, “Bu savaşı neden kaybettik?..” Generallerden en kıdemli olanı utana-sıkıla “Haşmetmeap, bunun tam 40 sebebi var” deyince, “Say o sebebleri” diye bir daha bağırmış. General, “Birincisi, barutumuz bitti” dediği an, “Dur” diye ara girmiş Napolyon, “Diğer 39 sebebin bir anlamı kalmadı…” Sen, bir FETÖ’cüyü terfiye sokup bir de istihbaratın başına getiriyorsan, “FETÖ ile mücadelenin neresindeyiz” sorusu da ortadan kalkmış oluyor.)

  • AMERİKA ARTIK TÜRKİYE’Yİ “KAYBEDİLMİŞ” GÖRÜYOR…

Bunun nedeni, Recep Tayyip Erdoğan değildir. Amerika’nın Türkiye’yi “kaybedilmiş müttefik” olarak değerlendirmesinin temelinde kişilere bağlı bir analiz yoktur. Yarın, bir seçimde Erdoğan gitse, yerine de Amerika’daki lobilerin iktidarını sevinçle karşıladığı bir şahıs gelse de Amerika’nın Türkiye’ye dönük duruşu değişmeyecektir.

Türkiye dönük Amerikan duruşunun şifresi, yine, bir yıl önceki o RAND raporunun isminden kaynaklanmaktadır: “Türkiye’nin Milliyetçi İstikameti ve bunun ABD-Türk Stratejik Ortaklığı ve ABD Silahlı Kuvvetleri Üzerindeki Etkileri”

R.Tayyip Erdoğan, Washington’daki neocon/Siyonist lobi+İsrail ve bu hareketlerin etkisi/kontrolü altındaki Avrupa mahfellerinde “İslamcı diktatör” olarak adlandırılıyor. Erdoğan’ın merhum Erbakan’ın yanından gelen, Milli Görüş zeminli kimliği, 2009-Davos “one minute” olayından bu yana, “Müslüman Kardeşler”in müttefiki, İslamcı, Osmanlıcı otokrat tanımlaması için kullanılıyor.

RAND Raporu’nun Türk-ABD ilişkilerinin geleceğini etkileyecek kavram olarak öne çıkardığı ise “YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK…” Yani İSLAMCILIK değil…

Bu, emperyalizmin, İngiliz-Fransız sömürgeciler tarafından saldırıya uğradığı anda Anadolu-Trakya coğrafyasında gördüğü, sonuçlarını yaşadığı ve bir yere önemle not aldığı bir kavramın başka kelimeler ile anlatımıdır. Raporun yazarları YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK yerine pekala, KUVAYI MİLLİYE’yi yazabilirlerdi, çünkü işaret ettikleri esas kavram budur.

Emperyalizm/ABD/hegamonyacı güçler , bu coğrafyanın gerçek anti-emperyalist duruşunun ne olduğunu ve milletin hangi istikamete rotalandığını bilerek bir TELAŞ yaşıyor…

  • KUVAYI MİLLİYE TAM BAĞIMSIZLIK DEMEKTİR…
dunya48 | Kemalist Devrimci Siyasi Site. - Yeni Anayasanın arkasındakiler…

Kuvayı Milliye, esasta, yalnız ABD+AB hattında şekillenmiş Batı emperyalizminin değil, küresel sistemde “hegemonya alanları oluşturmaya çalışan” tüm güçlerin rahatsız olduğu kavramdır.

Anti-Amerikan

Anti-Rus

Anti-Çin’dir…

ABD-PKK ittifakına karşı Afrin’de savaşırken, Rusya’nın vekillerini İdlib’de vuran ama aynı zamanda “Doğu Türkistan’da ne oluyor” diyen bir yapıdır.

Dünyayı ittifaklar değil, dönemsel işbirlikleri üzerinden görür, kendisiyle eşit masaya oturanla konuşur, parmak sallayanın parmağını keser…

Yeri geldiğinde “Haçlılar size bir şey yapmaz” diyecek kadar emperyalist uşaklığına soyunmuş hacı-hoca’nın laflarına göre değil, bilimin ışığında dünyevi gerçekler üzerinden stratejiler üretir.

Kuvayı Milliye’nin hedefi, “savunulabilir sınırların” ihdası, “yeniden milli beka savaşı”ndan güçlü ve eski hesaplarını görmüş bir millet olarak çıkmaktır.

Amerika-Avrupa Birliği-Rusya-Çin… (Buna Hindistan’ı bile ekleyebilirsiniz) Tabii ki hepsini toplamında İsrail, küresel Siyonist lobi+finans oligarşisi KUVAYI MİLLİYE’nin yeniden tarih sahnesine yükselişinden, MİLLETİN SİYASETİN YALPALAMALARINA BAKMADAN TAM BAĞIMSIZ/GÜÇLÜ TÜRKİYE İÇİN ORTAK RUHU OLUŞTURMASINDAN memnun değildirler.

Topu birden gelecek, Sevr’de olduğu gibi…

Gelsinler…

MİLLET BÜYÜKTÜR… BİLGEDİR… KARARLIDIR…

Tavsiyem; artık, “dost ve müttefik” kelimelerini kullanmayın…

Muhataplarınız kapı aralarında bu lafları duyunca gülüşüyorlar, duymuyor musunuz…